BÜYÜKLERDEN NASİHATLER

 

 

Ey oğlum! Sana Allahü teâlânın kitâbına, Resûlullah efendimizin
"aleyhisselâm" sünneti seniyyesine uymayı, îtikâdını evliyâullahın da bağlı
olduğu, Ehl-i sünnet vel cemâat âlimlerinin bildirdikleri doğru îtikâda göre
düzeltmeni tavsiye ederim...

 


Âlimlere, tasavvuf ehline, Kur' ân-ı kerîm ehline hürmet et. Vicdanın,
için temiz olsun, cömerd ve güleryüzlü ol. Başkalarına ihsan ve iyilikte bulun.
Allahü teâlânın yarattıklarına eziyet ve sıkıntı verme. Arkadaşlarının hatâ ve
kusurlarını affet, görmemezlikten gel. Büyük, küçük herkese nasihat eyle, hırs
ve tamâyı terk eyle. Bütün ihtiyaçlarında Allahü teâlâya tevekkül et, güven.
Çünkü Allahü teâlâ, kendisine sığınanları mahrum etmez.

 


Oğlum! Selâmeti, kurtuluşu istikâmet ve doğruluktan başka bir şeyde,
Allahü teâlânın rızâsına kavuşmayı Resûlullah efendimize "aleyhisselâtü
vesselâm" tâbi olmak, ona uymaktan başka bir yolda arama. Kendini hiç kimseden
faziletli, üstün zannetme. Birisi senin hakkında nemmâmlık, koğuculuk ve
hasedçilik yaparsa, ona mâni olmak için kendini zahmete sokma, onun işini Allahü
teâlâya bırak. Çünkü bu yolda öyle Allah adamları vardır ki, Allahü teâlânın
izni ile fitne fesat sebebini göz açıp kapayıncaya kadar söküp atarlar. Sen
kıymetli ömrünü Resûlullah efendimizin "aleyhisselâtü vesselâm" sünnet-i
seniyyesine uymakla geçir. Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmekte
kınayanın kınamasından korkma. İbâdet ve tâatın güçlüklerine karşılık ecir ve
sevâba kavuşacağını düşünerek sabır ve tahammül et, nefsini dâimâ hesâba çek.
Vakitlerini dînin emirlerine uymakla kıymetlendir. Çok önemli olan vakit
sermayeni kıymetlendirmeye gayret eyle. Çünkü geçen zaman bir daha geri gelmez.
Yarına çıkıp çıkmayacağın ise belli olmadığından yarını beklemek, yarın yaparım
demek, üzüntü ve pişmanlığa yol açar. O halde sakın elinde bulunan vaktini
mâlâyâni, dünya ve âhirete faydası olmayan Allahü teâlânın râzı olmadığı,
beğenmediği şeyler ile zâyi etme. İçinde bulunduğun anda Allahü teâlânın râzı
olduğu beğendiği şeylere sarıl. Tevâzu ve alçak gönüllülükte toprak gibi,
başkasına fayda vermekde meyvalı ağaç gibi, cömertlikde akan nehir gibi, ihsân
ve iyilik yapmakda deniz gibi, mâlâyâni, faydasız şeyleri konuşmamakda, sükût ve
susmakda cansız varlıklar gibi, ayıpları örtmekte karanlık gece gibi olmaya
çalış. Kalbin görmemesi, kalb katılığından hasıl olacağından, dâimâ günahların
için ağlayıp sızla, âh et. Nazargâh-ı ilâhî olan kalbi, haramlara ve Allahü
teâlânın yasak ettiği şeylere yöneltmekten sakın. Akrabâyı ziyâret ve onlara
iyilik etmeyi ihmâl etme. Âhiret kardeşlerini, iyi arkadaşlarını arttırmaya
çalış. Her zaman onlarla sohbet lâzımdır. Evliyânın büyükleri; "Allahü teâlâ ile
beraber olunuz. Buna gücünüz yetmezse, Allahü teâlâ ile beraber olanlarla olunuz
ki, sizi Allahü teâlâya kavuştursunlar." buyurmuşlardır...

HATA BENİMDİR! DİYEREK  KARDEŞLİĞİMİZİ YENİLEME KAHRAMANLIĞINA VARMISINIZ? 

Toplum içindeki birlik beraberliğimiz bizim için çok mühimdir. Bu sebeple konuştuğumuz dostlarımızı, tartıştığımız muhataplarımızı kırıp incitmekten ciddi şekilde çekinir, olanca gayretimizle birlikteliğimizi korumaya çalışırız.

Bizim bu birlikteliğimizi koruma gayretimiz büyüklerimizde gördüğümüz örneklerden gelir..

İşte bu örneklerden birini takdim etmek istiyorum bugün sizlere. Özellikle farklı fikir sahipleriyle konuşurken birlikteliğimizi zedeleyecek üslup ve tavırlardan kaçınmamızın gerektiği şu günlerde bu gibi örnekleri hatırlamaya ihtiyacımız fazla.

Yaşanmış bu örnekleri okuduktan sonra biz de dostlarımızı incitmekten, muhataplarımızı darıltmaktan benzeri bir dikkat ve titizlikle kaçınır, hatta bir incinme ve kırılma halinde suçu kendi üzerimize alarak gönül birliğimizi koruma örnekliğini biz de verebiliriz.

İşte size kırılma ve darılmayı önleyerek kardeşliğimizi yenileme adına suçu kendi üzerine alma fedakârlığından unutulmayan bir örnek...

 


Medine' de bir sohbet sırasında Hazreti Ebu Bekir Efendimiz kendi düşüncesini ortaya koyar. Hz. Ömer Efendimiz de karşı düşüncesini ortaya koyar. Efendimiz (sas)' den açık seçik bir hükmün bilinmediği konularda sahabe arasında farklı görüşler rahatça dile getirilirdi. Bu normaldi. Fakat bu defa Hz. Ebu Bekir (ra) Efendimiz bu karşı görüşün üslubundan biraz kırılır gibi oldu ve Hz. Ömer Efendimiz' e:

Zaten ben ne söylersem sen onun aksini söylersin!.. deyiverdi. Bunun üzerine Hazreti Ömer Efendimiz' in ses tonu biraz daha yükseldi. Karşı görüşünü daha yüksek ses tonuyla dile getirdi. İşi daha ileri boyutlara götürmekten çekinen Hz. Ebu Bekir (ra) hemen kalkıp dışarı çıktı ve doğruca Efendimiz (sas)' in huzuruna gelerek kendisinin sebep olduğunu düşündüğü gergin olayı şöyle anlattı:

Ya Resulallah! dedi, Ömer' le konuşurken ' zaten ben ne söylersem sen onun aksini söylersin' diye bir karşılık verdim, kırıcı ve kabaca davrandım galiba, durumu nasıl düzelteceğimi bilemiyorum.

Bu arada Hz. Ömer Efendimiz de yükselttiği kendi ses tonundan dolayı pişmanlık duymuş, o da kalkıp doğruca soluğu Hz. Ebu Bekir' in evinde almıştı. Meydana gelen kırılmayı hemen telafi etmeyi düşünüyordu. Ancak onun evde olmadığını öğrenince o da, doğruca Allah Resulü' nün huzuruna gelip mahcup bir şekilde durumu olduğu gibi anlatma gereği duydu. Efendimiz (sas) en sadık dostu Ebu Bekir' in yüksek sesle incitilmesine razı olmuyordu anlaşılan. Bundan dolayı Hz. Ömer' e hitaben:

- Ya Ömer! Hicret arkadaşımı bana bırakmalı değil miydin? diye sitemde bulundu. İşte bu sitemli sözden sonra olayın, Ömer' i zor durumda bırakmaya doğru geliştiğini gören Hz. Ebu Bekir Efendimiz' in gönlü buna razı olmadı. Hemen bulunduğu yerden iki dizi üzerine gelerek:

Ya Resulallah dedi, kabahat Ömer' de değil bende idi. Ben sorumluyum o konuda!.. Ve sorumluluğu tamamen kendi üzerine alıp nefsini suçlu gösterdi. Böylece kendini hatalı göstermek suretiyle incinip kırılmayı ortadan kaldırıverdi,gönül birliğini tekrar sağlayarak geriye bir incinme izi dahi bırakmadı.. (Buhari)

İşte bugün bizim hem kendi nefsimizde hem de dostlarımızda aradığımız örnek budur. Meydana gelen incinmeyi önlemek ve anlaşmazlığı çözmek için sorumluluğu kendi üzerine alma, kendini suçlu gösterip arayı düzeltme fedakârlığı. Buna siz karşı tarafı kazanmak için kendi nefsini suçlama kahramanlığı da diyebilirsiniz.. Anlaşmazlıklarımızın böyle incinme ve kırılma boyutlarına ulaşacağı yerlerde hemen araya girip sorumluluğu üzerimize aldığımız takdirde, biz kazanan taraf oluruz. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz' in sorumluluğu üzerine alarak meseleyi çözüvermesi gibi bir problem çözme kahramanlığı olur bu. Çünkü siz cennetle müjdelenen Hz. Ebu Bekir' in (ra) kahramanlığını tatbik ediyorsunuz şahsınızda.

İşte bütün mesele burada, bu ahlak ve anlayışta. Hataları, kendi üzerine alarak dostlarıyla, çevresiyle, toplumla hep anlaşma zemini arama kahramanlığında? Ne dersiniz, burada yazımızın başlığını bir daha okuyalım mı?

Hata benimdir diyerek suçu üzerine alıp kardeşliğimizi yenileme kahramanlığına siz de var mısınız?

 

 

YUSUF PEYGAMBERİ BİLİRMİSİNİZ?? İNSANIN GÖZLERİNİ KAMAŞTIRACAK KADAR GÜZEL Bİ YÜZÜ VARMIŞ...GÜZEL Bİ YÜZE ALDANIP CEFA ÇEKENLER, ÖNEMLİ OLANI GÖREMEDİNİZ...ASIL OLAN,ASIL MARİFET YUSUF PEYGAMBER GİBİ HEM YUSUF YÜZLÜ HEM DE YUSUF YÜREKLİ OLMAKTIR..YUSUF YÜREKLİ OLAMIYORSANIZ YÜZÜNÜZ GÜZEL OLSA DA İÇİNİZ BOŞ Bİ KUTUDUR,BOŞ KUTU SADECE BOŞ SES ÇIKARIR DURUR...HADİ TERCİH SİZİN! GÜZEL Mİ? DİYE BAKMADAN,BULDUYSAN BİR YUSUF YÜREKLİ BIRAKMA ONU,ÇÜNKÜ;SENİ ANCAK ÖYLESİ HAKKA GÖTÜRÜR...

Biz Kimligimizle Ölene kadarGurur duyuyoruz..

 

 BİZ O KİMLİĞİMİZLE ÖLENE KADAR GURUR DUYUYORUZ...

Güzel dinimiz İSLAM güzel ahlakın insanın fıtrı bir özelliği olduğunu vurgular..yani insan fıtraten iffetli namuslu ve haya sahibidir..İSLAM insanların sadece dışa yansıyan tavır ve davranışlanı ıslah etmekle kalmaz aynı zamanda daha öcelikli olarak insanın iç dünyasını kalbin kötü düşüncelerinden kötülüğe kapı açabilecek düşünce ve duygulardan arındırmayı hedefler..

ve günümüz sözde modern tessetürlüler .....ALLAHIM bune pervasızlıktır almış başını gidiyorr ..asla ve katta onları tessetürlü görmüyoruz..RABBİM bizleri onlarla aynı safta yargılamasın...başta mendil gibi boyundan sıkılmış küçük örtüler bir tşört ve ya gömlek altta kot pantolon ALLAHIM bu nasıl bir iştir...yüzde makyaj da o biçim ..peki sen kendini kandırdın ALLAH ıdamı kandırcaksın ey şaşkın..
tamamıyla bunun sebebi iffet ve edep duygusunun zafiyete uğramış olmasıdır..işte toplumu bu zehirli ağın içine alan şeyin adı FİTNEDİR..KALBLER SAFİYETİ yitirmesi sonucunda hayasızlık yaygınlAştı.. namehremden utanmak raflara kaldırıldı..aksine giyiniklik veye çıplak olarak kendini güzzelleştirip TEŞHİR etmek bir marifet oldu BU REZİL ÇAĞDA....... 
ALLAH AŞKINA birileri bana söylesin bu tür bayanların mekkeli müşriklerden ne farkları var..onlarda ziynetlerini teşhir ettiler ..salınarak yürüdüler..bakışlar hep harama doğru...
işte modern tesettürlüler sosyalitede ki kişiliksiz duruyorlar..haberleri yok..

sonra işin en acı tarafıda ne kadar çok vebale girdiklerinden acaba haberdarlarmıdır.. gerçek müminleri de zor durumda bırakıyorlar.. gayri İSLAMI hareketleri sonıucu karşı taraf fitne gurubu hazır hemen ...işte canım kapalılar hep böyleler..ne çıksa onlardan çıkar nidaları ayukta..işte bu hakaretler beni kahrediyor..ve ben asla hakkımı örtüye llayıkını vermeyen hanımlara helal etmiyorum..

bir pantolon modası dır almış başını gidiyor.. MAŞAALAHTA hiç birşeydende geri kalınmıyor..giyim onlar gibi makyaj onlardan beş beter...sözde onlara bizde sizin gibi modrniz demekmiş..ee be şaşkın o karanlık odaklar zaten cehalet batağına batmışlar.. onların neyine özenirsinki..ALLAHIN emirleri seni ürkütmüyormu...

Unutmamaldırki MÜSLÜMAN ALLAHU TEALAYA teslim olanlar her çağda ve her şartta yanlızca onun rızasına yönelmek mahremiyet sınırlarına riayet ederek korunmaya fitneden uzak durmaya imkan bulacaklardır...

ALLAHIM HAK YOLUNDA olduğumuzu sanıpta asıl gayeden uzaklaştırma bizi ..cahiliye kadınları gibi amaçsız bir hayatın çirkin araçaları yapma bizi YARABB..

Günaha çağıran vesileLer olamktan hayatın boş figuranları olamktan sana sığınırız..

YARABBİM SEN TOPLUMCA HİDAYETİMİZİ ARTIR..

 

" Ey dost ! ne yaprağın kurusun ne gülün solsun,her tuttuğun altın olsun,avuçların Sema da ,dudakların duada,dileklerin kabul olsun.. "

"Fedakar olan insan gönülde sevendir..Yürekli olan insan kendini bilendir..Umutlu olan insan,yaşamı sevendir.."

"Ey dost ! görmeye çalış ki,bütün pişliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine güzeldir..."

;Sabır dostum ya sabır,dünya mü' mine kabir,ne isyan ne de kahrı..sabır ey dostum sabır...
Kainat sende saklı,Dava da mü' min haklı...kılavuz
AŞK ve akıl,sabır ey dostum sabır..."

;Sevgi yüreklerde saklı,özgürlükse türkülerde,umutların bulutlara sal,ulaşmasını istediğin yerlere güvercinler uçursun,hüzünlerin Anka kuşuna ver Kafdağına götürsün..."

"İslam bir bütündür...Ey kardeş ! dinini istediğin şekilde yaşayamazsın...Kur' an ölçülerine göre hayatın yolunu yürümeye çalış,her iki cıhanda hayırlısını vermesi için Rabbine dua et ! "

" Sen Mevla' yi sevende,Mevla seni sevmezmi ?Rizasına istersin,Hak rizasini vermezmi ;
Sen Hakkıın kapisinda ,canlar feda eylersin,emrine hizmet etsen Allah ecrin vermez mi... ? "

 

                                    DİLDE ALİM KALPTE CAHİL...


Tamamen fayda vermesi gereken ilmin nasıl zararlı hale geldiğini
ve vardırdığı sonuçları
Efendimiz (A.S.) şöyle anlatıyor:

"Adi kimselerle mücadele, alimlere karşı üstünlük taslamak ve bu suretle
yalnız insanların teveccühüne mazhar olmak için ilim öğrenmeyin!
Bu gaye için ilim öğrenenler cehennemdedir."
(İbn-i Mace).

"Sizin için Deccal' den ziyade Deccal olmayanlardan korkarım.
" "Onlar kimdir?" sorusuna "Saptıran imamlardır" buyurdu.
(Ahmed b. Hanbel).

"Kıyamet gününde alim getirilir ve cehenneme atılır; bağırsakları dışarı
dökülür ve değirmen çeviren merkep gibi onunla döner.
Cehennem halkı etrafına toplanır ve ?Bu çektiğin nedir?' diye sorarlar.

Alim şöyle cevap verir: İyiliği emrettim, kendim yapmadım; kötülükten menettim,
fakat onu kendim yaptım (da onun için)."

(Buharî, Müslim)

                                DOST DİĞEBİLDİĞİM HERKESE

 

Bir kırlangıç hikâyesi anlatacağım bugün sizlere.Tam da kırlangıçların gelme mevsiminde..
Bu hikâyeyi her okuduğumda, duyduğumda ya da anımsadığımda gözlerim dolar. Nedense çok hüzünlü gelir bana kırlangıçlar..

Meşhur ve zengin bir yazar varmış. Tüm dünyada eserleri yok satar, iyi para kazanırmış yazdıklarından. Tabi bu durumdan kendisi de çok memnunmuş. Aslında bir sorunu varmış meşhur yazarın. Bu kadar şan, şöhret ve zenginlik içinde yapayalnızmış. Etrafında bir sürü insan varmış fır dönen ama hepsi sahteymiş. Gerçek bir dostu yokmuş. O da çok umursamıyormuş bu durumu. Her işini parasıyla halledeceğine inanıyormuş çünkü..

Bir gün penceresine bir küçük kırlangıç gelmiş, usulca tıklatmış camı..
“Merhaba,” demiş kırlangıç..
“Sizinle dost olabilir miyiz? Ben bunu çok istiyorum. Görüyorum ki; siz de çok yalnızsınız. Eğer kabul ederseniz ben bu kışı yanınızda geçirir, bu yalnızlığınızı paylaşırım.”
Gülmüş kırlangıca meşhur yazar, alaylı bir ifade ile.
“Ben, çok meşhur bir yazarım,” demiş. “Hem de çok zenginim. Bütün dünyada adım biliniyor. Şanım, şöhretim var. Kitaplarım yok satıyor..”
“Peki, mutlu musun,” diye sormuş kırlangıç..
“Ne demek,”demiş yazar. Ve tekrarlamış sözlerini;
“Ben çok meşhur bir yazarım. Param pulum var. İtibarım, şöhretim de..”
Tekrar sormuş kırlangıç:
“Peki mutlu musun?”
Aynı cevapları vermiş yine yazar:
“Ben çok meşhur bir yazarım. Zenginim de. Tüm dünya kitaplarımı okuyor..”

Küçümsemiş kırlangıcın dostluk teklifini. “Şuna da bakın hele, “demiş içinden. “Sen kimsin ki, benimle arkadaş olmak istiyorsun? Ben itibar sahibi bir yazarım.”
Demiş ama aklı da hep kırlangıcın sorusunda takılı kalmış: “Mutlu musun?”
Sorgulamış hep kendini: “Zenginim, param pulum, şanım, şöhretim var. Ama mutlu muyum? Mutluluk bunlarla elde edilecek bir şey mi? Mutluluk parayla satın alınabilir mi,” diye..

Bir zaman geçmiş aradan. Ama aklındaki bu sorular gün geçtikçe daha fazla kemirmiş beynini…
Ve hasretini çekmeğe başlamış, gerçek bir sevginin. Menfaatten, hesaptan uzak, içten bir dostluğun özlemiyle tutuşmuş zamanla. Gözleri pencerede küçük kırlangıcı aramış ..

Yine bahar gelmiş. Ve yine kırlangıçlar uzak ülkelerden gelmeğe başlamışlar..Hep o küçük kırlangıcı aramış, göçmen kuşlar arasında. Her yeni gelen sürüde yeni bir umutla yüreği çarparak, heyecanla..
Bir gelse, yine camına tıklatsa küçük gagasını, bu sefer sevinçle alacakmış yanına. Beklemiş, beklemiş..
Hasretle, özlemle ve her yeni gelen günle..
Ama küçük kırlangıç gelmiyormuş bir türlü..
Bir gün merak ve heyecan içinde diğer kırlangıçlara sormuş, arkadaşı küçük kırlangıcı. Anlatmış olanları..
Üzüntüyle dinleyen kırlangıçlar demişler ki yazara:
“O artık asla gelmeyecek. Boşuna bekleme..”
“Neden,” diye sormuş yazar:
“Çünkü, kırlangıçların ömrü altı aydır,” diye cevaplamışlar sorusunu..

İşte orda anlamış, yazar ne kadar geç kaldığını…

Sevgi ve dostlukların kıymetini bilmek gerek. Sevmek için beklemek zaman kaybıdır. O geldiği zaman direnmemeli insan. Sevmeli. Her şeye rağmen ve her şartta sevmeli. Geç kalmamalı sevgilere.
Kırlangıçlar ölmeden..


Hz. Ömer (R.A.): "Bu ümmet hakkında en çok korktuğum, ilim sahibi olan münafıktır."
buyurarak en büyük endişesini dile getirir. "Bilgili münafık nasıl olur?"
sorusuna, "Dilleri ile alim, kalp ve amelleri ile cahil olmakla!" şeklinde cevap verir.


Faydasız ilme sahip olanlar, ilimlerinin gereğini yerine getirmedikleri için genellikle
Allah' ın zikrinden de uzak kalırlar ve arzularına mağlup olurlar. Bu tür kişilere karşı çok
dikkatli olmak gerektiğini şu ayet ortaya koyar:

"Kalbini zikrimizden gafil kıldığımız, keyfinin peşine düşen ve
işi haddini aşmak olan kimseye itaat etme!"
(Kehf/2 )

Faydalı ilim, yaşanan ve Allah' a ulaştıran ilimdir. Faydalı ilme sahip olan yeryüzünde
takva üzere dolaşır, hiçbir şey onu şımartmaz. Bütün gayreti Allah' ın kitabına,
Rasulü' nün Sünneti' ne uymak ve bu dünyadan göçünceye kadar Allah' ın ölçülerini
aşarım endişesi ve hassasiyeti içerisinde yaşamaktır.

Bu haliyle o, Resul-i Ekrem (A.S.)' ın şu hadislerini canlandırmaktadır:

"İlim üçtür: Konuşan kitap (Kur' an), yaşanan sünnet, bir de ?bilmem' demektir."
(İbn-i Mace).


"İslam garip olarak doğdu ve garip olarak gidecektir. Gariplere müjdeler olsun.
" "Garibler kimdir?" sorusuna şöyle cevap verdi:
"Benim sünnetimden insanların bozduğunu ve terkedilen sünnetlerimi yaşatanlardır.
" (Müslim)


 

Duaile..

Yorum Yaz